Gözlerimi
kapatıyorum önce. Yıllar öncesine bir yolculuk yapmaya hazırlanıyorum. Yüzünde
kocaman bir gülümseme olan bir benle karşılaşıyorum. Bakıyorum, bakıyorum ve
galiba tanımakta zorlanıyorum. Bu yüze bu gülümseme!!! Bu yabancı kim? Ben
gülümsemeyi bilir miydim ki? Sanırım ne zaman nerede kaybettiğimi bilemiyorum.
Zamanın birinde, bir yerlerde onu yanıma almayı unutmuşum galiba. Nerede
unutmuştum ki acaba? Gidip alsam onu bıraktığım yerden. Yoksa mevsim rüzgarları
sürüklemiş midir onu başka yerlere. Başka insanlar mı alıp kullandılar acaba… 8
harften oluşan mutlulukla beraber mi yaşıyor acaba? Bilemiyorum artık. Kendimi
de onu da kaybetmişim galiba.. değişmeli, yeniden başlamalı diyorum ama onu da
beceremiyorum. Her sabah yüzümde eğreti duran bir gülümseme ve binlerce soru
işareti ile çıkıyorum yola. O kadar yorgunum ki ayaklarım taşımıyor artık beni.
Sürükleniyorum galiba yürümekten ziyade. Her zaman olduğu gibi hayat nereye
iterse. Ben oralarda bir yerlerde nefes alıyor oluyorum. Yokluğun… bu yokluk
hissi çığ gibi büyüyor yüreğimde. Kaçamıyorum ondan.. büyüyor, büyüyor,
büyüyor. Bir gün felaketim olacak. Ve filmin ilk başladığı yerde olacağım yine.
Seninle olan filmimizin. Senarist ben, oynayan ben. Sen gölge.. sen sadece bir
gölge. Hep aklımda yaşattığım, varlığını istediğim ama hep uzaklarda olan
sevgili. Şifozrenik bir sonla biten bir aşk hikayesi.